Bir Kültür Köyü: Akbucak
Sevgili Akbucaklılar! Hepimize bir iş düşüyor: birimiz yemek kültürünü, birimiz düğün kültürünü, birimiz misafirperverliğini, birimiz kültür gecelerini, birimiz bayramlarını, birimiz ramazanlarını, birimiz köy odalarını yazsak işte bir eser çıkar ortaya.
Bünyamin Altan
07.04.2013 23:30
449 okunma
Paylaş

Yıllardan beri içimde bir ukde olarak durur. Akbucak köyünü, kültürünü, yaşantısını anlatan bir kitap yazmak hayallerimi süsler. 

Ömür o kadar hızlı akıyor ki, bugün yarın derken bir de baktım ellimi aşmışım. Bugün nisanın yedisi. Hazır evdeyken bir başlangıç yapayım dedim.

Öncelikle telefonuma gelen bir mesajdan bahsetmeliyim. Mesaj sevgili İlhan ÖZTÜRK' ten geliyordu. Benim mail adresimi istiyordu İlhan. Ben de gönderdim. Dün e-postalarıma baktığımda sevgili İlhandan bir mail gelmişti: "Ağabey" diyordu İlhan  ; "Akbucak köyünün kültürünü yaşatmak, eski gelenek ve göreneklerimizi gençlere duyurmak amacıyla bir çalışma başlatmak istiyoruz. Sizin de katkınızı bekliyoruz" 

Maili okuduğumda gözlerim daldı gitti. Çocukluğumu, hatıralarımı canlandırdım hayalimde. Sevgili İlhan, sevgili Murat KAYA' ya teşekkür ediyorum. Köy sitesi ve derneği biz uzaktaki Akbucaklılara bir can simidi gibi geldi. Köyümüzü, gençliğimizi hatırlatıyor bizlere. Burada bir de özeleştiri yapmak istiyorum. Acaba Türkiye'de kaç köy vardır Akbucak gibi kültürle bezenmiş? Delisiyle, velisiyle, bilgesiyle, kardeşlik anlayışıyla, birikimleriyle bir başkadır Akbucak! Batıdaki köylere imreniyorum, birçok köyün kültürünü gelenek ve göreneğini anlatan makalelere kitaplara rastlıyorum. Ama Akbucak gibi bir köyün tanıtıcı bir kitabı yok. Bu da bizim eksikliğimiz sanırım. İyi ki varsın İlhan, iyi ki varsın Murat; sizler bir başlangıç yaptınız. Şimdi sorumluluk biz büyüklerde. Teşekkür ediyorum ikinize de!

Sevgili Akbucaklılar! Hepimize bir iş düşüyor: birimiz yemek kültürünü, birimiz düğün kültürünü, birimiz misafirperverliğini, birimiz kültür gecelerini, birimiz bayramlarını, birimiz ramazanlarını, birimiz köy odalarını yazsak işte bir eser çıkar ortaya. Ben sevgili Akbucaklılara ipucu olması hasebiyle bir giriş yapmak istiyorum.Sözü fazla uzattım farkındayım; ama Akbucak benim hayallerimi kabartıyor, coşturuyor işte, ne yapayım! 

              BİLGE BİR İNSAN: İDRİS (ŞAHİN) EMMİ 

İdris Emmi bir deryaydı. Onunla başlamak istiyorum müsaadenizle. Ben İdris Emmi'mi çok severdim. Çünkü bana bir çocuk gibi davranmazdı. Karşısına alır saatlerce sohbet ederdi büyük bir insan gibi benimle. "Kuzum" derdi "z"yi "c"ye benzeterek.  "Aç mısın? Sana çökelek dürümü yapayım mı? İstersen kilerden bal da getiririm ha" diye de eklerdi. İdris Emmi bir yeşil aşığıydı. Bahçesi pırıl pırıldı. Çok sıkıntılar çekmişti; iki evladını genç yaşta kaybetmişti. Ama dedim ya o bir bilgeydi. Asla pes etmezdi. Erikler, elmalar, dutlar... Türlü türlü meyve dikerdi bahçesine. Sanıyorum onun bahçesinden meyve yemeyen yoktur köyde... 

Bir hatıramı paylaşmak istiyorum sizinle: Onun harman yerinde küçük bir tarlası vardı, kayısı ağaçlarıyla doluydu orası. Cins cins kayısılar.. bir de dirmit asmaları.. simsiyah üzümler yetiştirirdi. Yıllarca çalışmıştı o hale getirmek için ama onun hayalleri çok genişti. Oraya bahçe yapmalıydı, su çıkarmalıydı kayaların arasından. O yaşlı haliyle ne kadar da çalışırdı. Bazıları onunla alay eder, arkasından laf söylerlerdi. "Mezarını kazıyor ihtiyar" derlerdi. Bu ise benim zoruma giderdi. "Emmi" dedim bir gün; Bu yaşında hala meyve ağaçları dikiyorsun, su çıkarmaya çalışıyorsun, İzmir'den getirdiğin üzüm fidanlarını yeşertmeye çalışıyorsun. Otursan artık dinlensen olmaz mı? Bana döndü "kuzum" dedi, "şu serçeleri, şu kargaları görüyor musun? Meyvelerle karınlarını doyuracaklar, buradaki sularla susuzluklarını giderecekler. Biz işimize bakalım kuzum işimize bakalım" 

                   KÖYÜN DELİSİ: HACI AĞA

Bazı insanlar vardır; deli midir, veli midir? Bilinmez. Bazen öyle laflar ederdi ki Hacı Ağa, kırk akıllı bir araya gelse öyle laf edemezdi. Kimseye zararı yoktu. Anasına çok bağırırdı sadece. Çünkü Temaşa Nine onun sigarasını kısıtlardı. Bazen de anamla Temaşa Nine’nin ağız dalaşını kaldıramazdı. Bana döner “ nahiye müdürü, şu iki deliye birşeyler söyle bunlar akraba bir bahçe sulama yüzünden birbirlerine bağırmasınlar, kalplerini kırmasınlar birbirlerinin, değmez değmez” derdi. Hacı Ağa herkesten yemek istemezdi. Bizim evde çok rahattı. Gelir kilere girer, yufka alır, anamın turşu küplerinden kelek turşusu çıkarırdı. Çok severdi kelek turşusunu. Anam bazen bağırırdı “elini daldırma şu küplerin içine” derdi. Anama döner “sana ne deli kadın burası benim dayımın evi değil mi?” cevabını verirdi. Babam anneme “Hacı Ağa’ya çok laf söyleme” derdi.

                  KÜLTÜR ODALARI

Akbucak deyince kültür akla gelir demiştik. Benim bildiğim çok sayıda kültür ve misafir odaları vardı. Köyün güneybatısında Halitlerin odası, köyün girişinde Kerimlerin odası, batısında Satılmış Ağa’nın odası, kuzeyinde Musa Kahyanın odası, kuzeybatısında Ali Kahyanın odası, köyün doğusunda Ali Faik amcanın odası ve bizim oda. Ali Faik amcanın odası ki daha sonra Hüseyin ÖZTÜRK amcanın imarethanesi gibi çalışırdı. Rahmetli Hüseyin amca köyün muhtarıydı. Misafirleri için yapmadığı şey yoktu Hüseyin Amcanın. Ve babamın odası, hiç misafir eksik olmazdı. Çerçiciler dışarıdan gelen işçiler ve mühendisler aylarca kalırdı bizim odada. Anamın misafirden dolayı yüzünü ekşittiğini hiç görmedim. Bir gün kanal inşaatı için bizim odada kalan mühendis ve taşeronun babama şu teklifi yaptığını duydum: “Abdurrahman amca aylardır sizin burada kalıyoruz, maddi olarak destek çıksak size” dediğinde babam şu cevabı vermişti nezaketle: “sizler Allah’ın gönderdiği rızıksınız bizim için”

Herkesin misafirhanesiydi bu odalar.

Bu odalar aynı zamanda uzun kış gecelerinin eğlence merkeziydi. Yaşlılar ayrı odalarda, gençler ayrı odalarda eğlenirlerdi. Şakalar yapılırdı, oyunlar oynanırdı kısacası sözlü kültürün en yaygın yaşandığı yerlerdi.

                KÖYÜN RAMAZANLARI

Ramazanlar ayrı bir güzellik katardı köye. Tadı bir başka olurdu ramazanların çünkü köyün yoksulu, yetimi, kimsesizi davet davet dolaşırdı köyde, bir de köyün yabancıları. İmamlar ve öğretmenler. Onlar da ayırt edilmezlerdi sofralardan. Sofra deyip de büyütmeyin öyle. Kesilen tavuk ya da kaz, bulgur pilavının üstüne kondurulurdu. Bir de fasulyeler ve yoğurt çorbası. Ne kadar da lezzetli olurdu bunlar… Köyde hemen hemen herkes davet davet gezerdi ramazan boyunca. Çünkü paylaşmak güzeldi…

Hele köyümün o camisi ne kadar güzel görünürdü gözüme. Her evde saat yoktu, olsa bile ezan duymadan açılmazdı ki oruçlar. Biz çocuklar ikindiden sonra cami meydanına toplanırdık. Oyunlar oynardık kendi aramızda. Hele aşık oyunumuz vardı ki nasıl geçerdi anlamazdık saatleri, bir de toprağın üstüne çizdiğimiz cüz oyunu. Taşları yatay ya da dikey olarak üçlü şekle getiren karşı tarafın bir taşını alırdı. Öyle demeyin belki de bir satranç oyunu gibi zeka ve dikkat istiyordu. Sonra imam ezan okurdu. Hoparlörü yoktu caminin. Ezanı duyan bizler “ezan okundu, ezan okundu” diye bağırırdık. Oruçlar açılırdı evlerde.

Sevgili Akbucaklılar, bu Pazar sabahında bu kadar yazabildim.

İnşallah devamı gelir diye düşünüyorum. Köyümüzü unutmayalım, unutturmayalım ne olur..

Sevgi ve muhabbetle!

Bünyamin ALTAN
Ödemiş Fen Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
Programlama: Murat Kaya